İletişim Başkanı Duran'ın açıklamalarından öne çıkanlar şu şekilde:

"Bu yılki zirvemizde, 'Uluslararası sistemde kırılma, krizler, anlatılar ve düzen arayışı' temasıyla stratejik iletişim tekniklerini, uluslararası sistemde yaşanan çok boyutlu krizleri ve bu krizleri derinleştiren anlatıları kapsamlı şekilde ele alacağız.

İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan uluslararası düzenin sona erdiği bir döneme girdik. Yeni dünya henüz şekillenmemişken, bildiğimiz dünyanın sonuna gelmiş bulunuyoruz.

Günümüzde belirsizlik ve güvensizlik hakim, çifte standart ise artık gizlenemeyecek derecede belirginleşti. Uluslararası sistemde uzlaşı ve diplomasi geri planda kalırken, güç kullanımı öne çıkıyor. Aktörler, uyuşmazlıklarını savaşla, iç sorunlarını ise silahlı yöntemlerle çözmeyi tercih ediyor.

Bu değişimin en çarpıcı etkisi norm ve değerler alanında görülüyor. İkinci Dünya Savaşı sonrası bir daha yaşanmayacağı düşünülen soykırımlar adeta canlı yayınlarda gerçekleşiyor, güç kullanarak toprak kazanma girişimleri açıkça dile getiriliyor. Bu durum, çifte standart uygulayan bazı ülkelerin iddialı ahlaki üstünlüklerini ciddi biçimde aşındırıyor.

Gazze'de yaşananlar bu duruma en çarpıcı örnek. İsrail’in soykırımına karşı uluslararası hukukun gereği işletilmedi, sivillerin öldürülmesi ise küresel sistem tarafından sessizlikle karşılandı. Masum çocukların hayatlarını yitirmesi görmezden gelirken, çarpıtılmış anlatılarla yeni algılar yaratılmaya çalışıldı. Bu yalnızca siyasi bir başarısızlık değil, derin bir ahlaki çöküşü temsil ediyor.

Türkiye, uluslararası düzenin itibar kaybını ve normatif çöküşü önceden görmüş, birçok kez güçlü uyarılarda bulunmuştur. Suriye ve Irak’ta yaklaşan sistemik krizleri önceden tahmin etmiş, gerekli uyarıları yapmıştır. Ukrayna’daki savaşta da sorunun askeri yollarla çözülemeyeceğini belirtmiş ve diplomatik çabalara yönelmiştir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın "Daha adil bir dünya mümkündür" çağrısı, bu uyarıların ve küresel adalet talebinin en güçlü ifadesi olarak dünya kamuoyuna yapılmış önemli bir davettir.

Türkiye olarak küresel krizlerin kronikleştiği her alanda özgün yaklaşımlar ve modeller geliştirdik. Bölgemizde ve küresel ölçekte yakında beliren krizlere çözüm üretme gayretimizi sürdürüyoruz.

Konvansiyonel savaşların tekrar gündeme geldiği, güç rekabetinin sertleştiği bu dönemde, diplomasiyi ve diyaloğu önceliklendiren kararlı yaklaşımımızı sürdüreceğiz."